Yaşamak istediğin hayatı mı yaşıyorsun? Ne istediğini biliyor musun gerçekten? Erken uyanmak mı istiyorsun hergün? Yoksa kitap okumak mı sabahlara kadar? Geç mi kalmak istiyorsun işe? Ya da sarhoş olup bağırmak mı? Tokat atmak mı müdürüne? Çaycının elindeki tepsiye vurmak mı? Yardım etmek mi istiyorsun elinde poşetlerle pazardan gelen annene? Oynamak mı istiyorsun sokakta? Öpmek mi önüne çıkan herkesi? Yoksa şehrin en işlek caddesindeki kaldırıma oturup ağlamak mı istiyorsun? Tahmin edeyim yalnız bile ağlayamıyorsundur sen. Koşamıyorsun. Kaçamıyorsun. İzin vermez dünya.. Ağlatmaz bile insanı. Çünkü ağlarsan hatırlarsın. Görmüyorsun değil mi? Hayat bu değil. Böyle yaşamaz insanlar. Çok dertli olmak değil anlattığım, çok acı çekmek değil, aç olmak değil, beş parasız olmak değil, kör olmak değil, yaşlı olmak değil, hasta olmak değil. Anlattığım hissetmek..Hissediyor musun hasta olduğunu? Anlattığım koşmak, susamak, ağlamak... Hissetmek. Görmüyor musun bastığımız yerler toprak değil ; içtiğimiz su değil...Koşsan ne olur, susasan ne olur.? Aslında hayat rüyalarımızdaki gibiydi. Apartmanlar üzerinde koşardık. Bulutlara dokunur, rüzgarla oynardık. Sonra birden düşmeye başladık yere, ölemeden uyandık. Günaydın dedi dünya.
Sen hala dünyanın kurallarının olduğunu mu sanıyorsun? Bütün kuralları sen yazdın bilmiyorsun. Bilmiyorsun evet. Çünkü bilsen öldürürdün herkesi.