Her zaman çay içtiğim Zafer Plaza arkası yol üstü tabureli mekanda oturmuş çay içiyordum. Telefondan ekşisözlüğe dalmış bir şeyler okuyordum. Bir ara kafamı kaldırıp etrafa şöyle bir esneme bakışı attım. Sol masamda iki tane genç oturuyordu. Çay içip telefonuyla oynayan, gelen geçeni kesen, 22-23 yaşlarında tiki con con tarzda giyinmiş iki genç..
tiki concon tarz: alt kısım:tayt kadar dar, paçası kısa pantolon; üst kısım: siyah, yakası açık tişört giymek oluyor dönemimizde.
Bir çay söyleyip ekşiye geri döndüm ancak yan masadaki elemanlardan birinin sürekli bana doğru kesik attığını hissediyordum. Kafa sürekli benim tarafıma doğru dönüp duruyordu. Diğeri muhtemelen telefonunda birileriyle yazışıyordu ki bana doğru sürekli bakan arkadaşına kısa cevaplar vererek sohbeti idare etmeye çalışıyordu.
sohbet idare etme muhtelif kısa cevapları: hımmm..peki...ooo...iyiymiş vs.
Ben ise kesikçi elamana bakmıyordum ama bana doğru baktığını hissedebiliyordum. Uyuz olmuştum elemana. Arada ne bakıyon bakışı atıp telefonla ilgileniyordum ancak göz göze gelince mal mıdır nedir der gibi bakıyor ardından kafasını çeviriyordu. Resmen varoluşsal bir düzlemde sinir olmuştuk birbirimize. Toplumun genel geçer kaidelerini biz de gerçekleştiriyorduk, tanımadan nefret ediyorduk.
Bir çay daha söyledim, yanında da sigara içeyim demiştim ama ateşim yoktu. En yakın ateşi tespit etmek için etrafıma baktım. Yan masadaki kesikçi elemanların masasında ateşi gördüm. O da benim onların masasındaki ateşe baktığımı anladı, bu zor olmadı çünkü kesikçi eleman sürekli bu tarafa bakıyordu ve sigara ağzımda yanmadan duruyordu. Ancak ben o gereksizden ateş almayacaktım. Şöyle bir kafamı çevirdim ve arkamda sıra sıra olan taburelerin sonunda sigara içen iki kız gördüm ve kalkıp ateş istemek için yanlarına gittim. Eleman göz ucuyla beni takip ediyordu. Yolun yarısında kulağım çınlamaya başlamıştı bile. Ulan adama bak utanmadan kızlardan ateş istemeye kalktı şerefsiz diye çınladı kulağım. Net olarak aynen böyle çınladı, abartmıyorum. Kızlardan ateş almaya giderken bir şey fark ettim, köşedeki kızlar benim eski öğrencilerimdi. Biraz yaklaşınca onlar da beni fark ettiler ve "Hocaaaaam, inanmıyoruuuuuum kaç yıl oldu yaaaa" nidalarını Bursa'daki bütün çay ocakları duymuştur, tabi ki kesikçi eleman da. Ayaküstü hasbihal ettik kızlarla, ikisi de 3. sınıf üniversite öğrencisi olmuşlar. Okullarını anlattılar biraz. Sonra vedalaştık ve ben sigaramı yakıp masama doğru yöneldim. Masama giden yolda bir aydınlanma yaşadım ve kesikçi elemanın aslında bana dik dik bakmadığını arkamdaki seri taburelerin sonunda oturan kızları yani eski öğrencilerimi kestiğini anladım. Çok büyük haksızlık etmiştim çocuğa. Dik dik bakışları meğer gerçekten birer kesikmiş ki çok şükür bana değmeyen kesiklermiş. Ancak bana olmamasına şükrettiğim kesikler öğrencilerime yönelen kesikler olduğu için hoşgörüm hemen yerini gene uyuzluğa bıraktı. Çocuk inatla öğrencilerimi kesmeye devam ediyordu. Yanlış anlaşılmasın kesmek, kesişmek, hoşlanmak, beğenmek hoş durumlardır asla karşı çıkmam. Kavga mı etsinler, adam mı yaralasınlar; sevsinler, sevilsinler gençler ama bu çocuğa uyuz olmuştum. Hem şekline ki bana ne hem tavrına ki aşırı öz güven insanı uyuz ediyor hem de öğrencilerim lan onlar benim it herif eski de olsa öğrencilerim, yavşak!..Ama diyemiyorsun işte...
Durumu anladıktan sonra normalleşme sürecine geçmiştim, çayım, sigaram ve ekşisözlüğümle baş başaydım gene. Ancak kesikçi çocuk durmuyordu efendim. Yanındaki elemana kızları gösteriyor ve kesiklerinin hışmını bir tık daha öteye taşıyan bakışlar atıyordu. Whatsapp sohbeti biten arkadaşı da ona eşlik etmeye başlamıştı. Whatsapp-boy oyuna yeni girdiği için arada bana kıl kıl bakış atıyordu ancak benim durumu "beginner" seviyesine geri getirmeye niyetim yoktu. O aşamaları çoktan geçmiştik, pasif pasif pis bakışlar atıyordum sadece ikisine de. Gerçi Watsaap-boy daha sempatik birine benziyordu. Hani böyle sürekli "anlamaya çalışıyorum bakışı" atan tipler vardır ya işte o tiplerden.
Anlamaya çalışıyorum bakışı: kaşlar çatılacakken tam bir anda dudaklar büzülüp ve gözler kısılınca çıkan bakış. zor olsa da deneyin anlayacaksınız. Olmadı yazının sonuna ben bir tane koyarım örnek. Neyse...
Sanırım oturduğumuz sürede kesikçinin gözleri evrim geçirmişti çünkü artık beni görmediğini düşünüyordum. Ya da bana aldırmıyordu artık. Saydamdım onun için..Bir kere rakip değildim ve zararsızdım çünkü öğretmendim.
Buraya kadar her şey yaşanabilecek şeylerdi. Ancak öyle bir an geldi ki....
Yan masada oturan kesikçilerin yanına X-bank için kredi kartı satan bir eleman "Merhaba!" diyerek oturdu. Laps diye...Kesikçilerden Watsapp-boy olanı, kendine güvenen bu merhaba'ya karşılık "kimsin ulan sen merhabasını" verdi. (Kimsin ulan merhabası: Yavaş bir şekilde kafa yukarı kaldırılır, kaş altından bakılarak şaşkın bir halde merhaba diyenin niyeti çözülmeye çalışılır.) Kart satıcısı arkadaş çok alışkın olduğu bu "kimsin ulan sen merhabasını" bertaraf etmek için hemen kendini tanıttı. "İyi günler beyefendi, ben Xbank'ın çoook avantajlı kredi kartını tanıtıyorum. Çalıştığınız bir banka var mıydı?" deyip girizgah kısmını kısa tutarak , her gün en az 50 kere yaptığı sohbeti başlattı ve klasik soruları sormaya başladı. Bakın burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum: "Çalıştığınız bir banka var mıydı?" Bu soru öyle profesyonel bir soru ki küçük bi' analizi hak ediyor.
1-Soru, sizin de dikkatinizi çekmiştir kurumsallık içeriyor. Yani çalıştığınız bir banka ifadesi oldukça kurumsal. Yani güven veriyor, birlikteyiz diyor.
2- Aynı ifade karşı tarafa da bir hava katıyor. Sanırsın o iki genç bir şirketin "ceo"su. E bu kurumsal dil karşı tarafı önemli biri olduğuna inandırıyor. "Çalıştığım bir banka..?" Vay ben neyim ki lan banka benle çalışacak..Önemliyim herhalde.
3-Müşterisi olmak değil birlikte çalışmak." Bu da günümüzde bir x firmasının y kişisini, özür diliyorum, domaltmasına verdiği isim. "Eleman aranıyor!" değil "Bizimle çalışmak ister misiniz?" de bu gruba dahil. Sizinle çalışmıyoruz patron sizin için çalışıyoruz. Siz daha çok kazanın diye mesai yapıyoruz, ücretini almıyoruz; daha iyi bir arabanız olsun diye yol, yemek, sigortayı çok takmıyoruz. Rahat ol patron; ösym bizi, kendimize çoktan değersiz hissettirdi, yıllar oluyor.
4- "Çalıştığınız bir banka var mıydı?" sorusu aynı zamanda şu ifadeleri de barındırıyor: Ulan herkesin müşterisi olduğu bir banka var. Senin de vardır herhalde eşek herif. Kaç yaşına gelmişsin yok mu kredi kartın (borcun) hiç? Bak herkesin kredi kartı var!
Neyse bu konuyla ilgili müstakil bir yazı yazayım bari bir ara. (Müstakil kelimesini emlak sektöründen kurtarıp edebiyat dilime aktaran Sayın Ayşe İlker'e teşekkürler.)
Eleman sorulara devam ediyordu: Kredi kartı kullanıyor musunuz, xbank ile daha önce çalıştınız mı falan...Potansiyel müşterilikten kinetik müşteriliğe geçme ihtimali yüksek bir profile sahip olan arkadaşımız tipinin aksine sabırla soruları cevapladı. Naif bir hali vardı aslında Watsapp-boy'un ama pek de ilgili durmuyordu açıkçası...Ancak satış elemanı inanıyordu yaptığı işe ve kartın avantajlarını anlatmaya başladı. Potansiyel müşteri olan arkadaşımız kibarlığından ötürü kartçı arkadaşı hiç bölmeden dinledi. Yanındaki kesikçi eleman ise hem etrafı kesti hem de kartçı ile olan sohbete dönem dönem katıldı. Yavaş yavaş satış elemanı hızını arttırdı ve kapitalizme has bu ilişkilerini sonraki aşamaya, kişisel bilgileri isteme aşamasına taşımaya niyetlendi. Naif müşterimiz ismini, soy ismini, ne iş yaptığını ki bunu daha önce de kart satıcısı girizgah sohbeti için sorduğunda söylemişti, memleketini falan tek tek söyledi. Ta ki kart satıcısı arkadaş, naif arkadaşın telefon numarasını isteyene kadar...Naif müşterimiz telefon numarasını vermek istemiyordu. "Tamam kartı almak zorunda değilsiniz ama bir sorgulayalım kredi puanınızı öğrenelim diyerek naif müşteriyi biraz daha yüreklendirmeye çalıştı. Kartçı arkadaş harcadığı 20 dakikanın boşa gitmesini istemiyordu. İnanmıştı, satacaktı kartını..."Numaranızı vermenizde bir sakınca yok ki..." dedi...Vermezseniz kredi puanınızı öğrenemeyiz, normalde kredi puanı öğrenmek ücretlidir, biliyorsunuz." Kart satıcısı arkadaş haklıydı bu konuda. Naif müşteri direniyordu, "Sürekli arayıp duruyorlar bankalardan, vermek istemiyorum numaramı!" dedi. Satış elemanı "Bizim banka sizi asla aramaz." diyerek çok net konuşmuştu. X-bank değil "Bizim banka" demişti ki bu söylem önemli bir samimiyet veriyordu, bilinçli bir ifadeydi. Naif müşteri "Ya ararlarsa, mesaj atıp dururlarsa n'apıcam ben seni nereden bulucam?!" dedi...Kart satıcısı bizim banka samimiyetini üçe katladı ve olabildiği en mutemet halde "Abi, Allah çarpsın aramıyorlar!" dedi. Naif müşteri bu içten yemine küçük bir tebessümle karşılık verdi. Kart satıcısı büyük bir umutla o tebessümden sonraki kelimeleri bekliyordu. Salvador Dali'nin ,Akışkan saatleri gibi uzuyordu tebessüm süresi. Yıllar geçmişti sanki... Ve naif müşteri "tamam ulan!" ifadesiyle tane tane telefon numarasını söyledi...Kartçı arkadaşın gözleri parladı ve numaraları tane tane alıp ipad'ine ilmik ilmik işledi. İşte bu esnada ben de bir yan masada gerçekleşen bu diyaloğa kayıtsız kalamadım ve naif müşterinin telefon numarasını kaydettim. Neden böyle bir şey yaptım, inanın fikrim yok. Ama içimden piçlik akıyordu, bir yere varacaktı. Ben numarayı kaydederken kartçı arkadaş en zor aşamayı da geçmiş kredi puanı sorgulamasını tamamlamış ve naif müşterinin puanının çok yüksek olduğunu, kızınız olacak sayın naif müşterim der gibi ona bildirmişti. Artık, sadece tek bir aşama kalmıştı... Naif müşterinin kızını kabul etmesi yani "E peki başvur bakalım kredi kartına." demesiydi...Ancak naif müşteri bir türlü konuşmuyordu. Bu ilişki kart satıcısını çok yormuştu. en başından beri emek harcayan kişi oydu ve son kozlarını oynamaya karar verdi. Kartın aidatının olmadığını, faizsiz olduğunu tekrar hatırlattı. Lakin hala onay vermiyordu naif müşteri...En son çare satış elemanı öğrenci olduğunu, kart satarak geçindiğini, zor durumda olduğunu falan söyledi ki naif müşteri insaflı bir müşteriye dönsün..Ancak naif müşteri ısrarlardan bunalmışa benziyordu. Aslında satış elemanlarının hem en sevdiği tipti naif müşteri tipi hem de en sevmediğiydi çünkü dinleyip dinleyip hayır deme ihtimali vardı. Bütün o çaba boşa gidebilirdi ki telefon numarasını bile almıştı..son çare olarak emrivaki bir tavırla "Beyefendi ben yollayayım kart isteğimizi siz isterseniz iptal ettirirsiniz, olmaz mı" oldu. Daha fazla dayanamadı naif müşteri ve bu muhabbetin en sert ve net cümlesini kurdu: "Arkadaşım, teşekkür ederim, ısrar etme, istemiyorum!." O baştaki arkadaşım ifadesi bütün o ilişkiyi bitirmişti işte. Bir laf daha edersen üzerim seni, demişti naiflikten sıyrılan Watsapp-boy. Kart satıcısı yıkılmıştı..çok yaklaşmıştı, saçlarına tutunmuş ancak son kata gelirken saçları kopmuştu Rapunzel'in. Hiç tırmanmamayı dilemişti..İçinden, dile düşse şaheser olacak küfürler ediyordu. Peki, dedi satış elemanı, profesyonelliğini zihninde bir an için yitirse de teşekkür ederim. İlk değildi bu "istemiyorum arkadaşım"ı duymak onun için ve asla son olmayacaktı. Kendini toparladı ve yandaki masaya, bana doğru yöneldi... Merhaba, dedi ve masama oturdu. Ben de ona "yan masadaki bütün konuşmalardan haberim var merhabası" verdim. Ondan daha hızlı olmam gerekiyordu ve merhabanın arkasına "Arkadaşım herhangi bir karta ihtiyacım yok, teşekkür ederim." dedim ,yani enerjini başka bir masada kullanmalısın. Ben hemen siktir edenlerdendim, benim gibiler içinde garip duygular besliyordu kart satıcısı. Çünkü bir aşağılama vardı bu kadar çabuk reddedilmede ama aynı zamanda boşuna uğraştırmıyordu. Değişik...
tiki concon tarz: alt kısım:tayt kadar dar, paçası kısa pantolon; üst kısım: siyah, yakası açık tişört giymek oluyor dönemimizde.
Bir çay söyleyip ekşiye geri döndüm ancak yan masadaki elemanlardan birinin sürekli bana doğru kesik attığını hissediyordum. Kafa sürekli benim tarafıma doğru dönüp duruyordu. Diğeri muhtemelen telefonunda birileriyle yazışıyordu ki bana doğru sürekli bakan arkadaşına kısa cevaplar vererek sohbeti idare etmeye çalışıyordu.
sohbet idare etme muhtelif kısa cevapları: hımmm..peki...ooo...iyiymiş vs.
Ben ise kesikçi elamana bakmıyordum ama bana doğru baktığını hissedebiliyordum. Uyuz olmuştum elemana. Arada ne bakıyon bakışı atıp telefonla ilgileniyordum ancak göz göze gelince mal mıdır nedir der gibi bakıyor ardından kafasını çeviriyordu. Resmen varoluşsal bir düzlemde sinir olmuştuk birbirimize. Toplumun genel geçer kaidelerini biz de gerçekleştiriyorduk, tanımadan nefret ediyorduk.
Bir çay daha söyledim, yanında da sigara içeyim demiştim ama ateşim yoktu. En yakın ateşi tespit etmek için etrafıma baktım. Yan masadaki kesikçi elemanların masasında ateşi gördüm. O da benim onların masasındaki ateşe baktığımı anladı, bu zor olmadı çünkü kesikçi eleman sürekli bu tarafa bakıyordu ve sigara ağzımda yanmadan duruyordu. Ancak ben o gereksizden ateş almayacaktım. Şöyle bir kafamı çevirdim ve arkamda sıra sıra olan taburelerin sonunda sigara içen iki kız gördüm ve kalkıp ateş istemek için yanlarına gittim. Eleman göz ucuyla beni takip ediyordu. Yolun yarısında kulağım çınlamaya başlamıştı bile. Ulan adama bak utanmadan kızlardan ateş istemeye kalktı şerefsiz diye çınladı kulağım. Net olarak aynen böyle çınladı, abartmıyorum. Kızlardan ateş almaya giderken bir şey fark ettim, köşedeki kızlar benim eski öğrencilerimdi. Biraz yaklaşınca onlar da beni fark ettiler ve "Hocaaaaam, inanmıyoruuuuuum kaç yıl oldu yaaaa" nidalarını Bursa'daki bütün çay ocakları duymuştur, tabi ki kesikçi eleman da. Ayaküstü hasbihal ettik kızlarla, ikisi de 3. sınıf üniversite öğrencisi olmuşlar. Okullarını anlattılar biraz. Sonra vedalaştık ve ben sigaramı yakıp masama doğru yöneldim. Masama giden yolda bir aydınlanma yaşadım ve kesikçi elemanın aslında bana dik dik bakmadığını arkamdaki seri taburelerin sonunda oturan kızları yani eski öğrencilerimi kestiğini anladım. Çok büyük haksızlık etmiştim çocuğa. Dik dik bakışları meğer gerçekten birer kesikmiş ki çok şükür bana değmeyen kesiklermiş. Ancak bana olmamasına şükrettiğim kesikler öğrencilerime yönelen kesikler olduğu için hoşgörüm hemen yerini gene uyuzluğa bıraktı. Çocuk inatla öğrencilerimi kesmeye devam ediyordu. Yanlış anlaşılmasın kesmek, kesişmek, hoşlanmak, beğenmek hoş durumlardır asla karşı çıkmam. Kavga mı etsinler, adam mı yaralasınlar; sevsinler, sevilsinler gençler ama bu çocuğa uyuz olmuştum. Hem şekline ki bana ne hem tavrına ki aşırı öz güven insanı uyuz ediyor hem de öğrencilerim lan onlar benim it herif eski de olsa öğrencilerim, yavşak!..Ama diyemiyorsun işte...
Durumu anladıktan sonra normalleşme sürecine geçmiştim, çayım, sigaram ve ekşisözlüğümle baş başaydım gene. Ancak kesikçi çocuk durmuyordu efendim. Yanındaki elemana kızları gösteriyor ve kesiklerinin hışmını bir tık daha öteye taşıyan bakışlar atıyordu. Whatsapp sohbeti biten arkadaşı da ona eşlik etmeye başlamıştı. Whatsapp-boy oyuna yeni girdiği için arada bana kıl kıl bakış atıyordu ancak benim durumu "beginner" seviyesine geri getirmeye niyetim yoktu. O aşamaları çoktan geçmiştik, pasif pasif pis bakışlar atıyordum sadece ikisine de. Gerçi Watsaap-boy daha sempatik birine benziyordu. Hani böyle sürekli "anlamaya çalışıyorum bakışı" atan tipler vardır ya işte o tiplerden.
Anlamaya çalışıyorum bakışı: kaşlar çatılacakken tam bir anda dudaklar büzülüp ve gözler kısılınca çıkan bakış. zor olsa da deneyin anlayacaksınız. Olmadı yazının sonuna ben bir tane koyarım örnek. Neyse...
Sanırım oturduğumuz sürede kesikçinin gözleri evrim geçirmişti çünkü artık beni görmediğini düşünüyordum. Ya da bana aldırmıyordu artık. Saydamdım onun için..Bir kere rakip değildim ve zararsızdım çünkü öğretmendim.
Buraya kadar her şey yaşanabilecek şeylerdi. Ancak öyle bir an geldi ki....
Yan masada oturan kesikçilerin yanına X-bank için kredi kartı satan bir eleman "Merhaba!" diyerek oturdu. Laps diye...Kesikçilerden Watsapp-boy olanı, kendine güvenen bu merhaba'ya karşılık "kimsin ulan sen merhabasını" verdi. (Kimsin ulan merhabası: Yavaş bir şekilde kafa yukarı kaldırılır, kaş altından bakılarak şaşkın bir halde merhaba diyenin niyeti çözülmeye çalışılır.) Kart satıcısı arkadaş çok alışkın olduğu bu "kimsin ulan sen merhabasını" bertaraf etmek için hemen kendini tanıttı. "İyi günler beyefendi, ben Xbank'ın çoook avantajlı kredi kartını tanıtıyorum. Çalıştığınız bir banka var mıydı?" deyip girizgah kısmını kısa tutarak , her gün en az 50 kere yaptığı sohbeti başlattı ve klasik soruları sormaya başladı. Bakın burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum: "Çalıştığınız bir banka var mıydı?" Bu soru öyle profesyonel bir soru ki küçük bi' analizi hak ediyor.
1-Soru, sizin de dikkatinizi çekmiştir kurumsallık içeriyor. Yani çalıştığınız bir banka ifadesi oldukça kurumsal. Yani güven veriyor, birlikteyiz diyor.
2- Aynı ifade karşı tarafa da bir hava katıyor. Sanırsın o iki genç bir şirketin "ceo"su. E bu kurumsal dil karşı tarafı önemli biri olduğuna inandırıyor. "Çalıştığım bir banka..?" Vay ben neyim ki lan banka benle çalışacak..Önemliyim herhalde.
3-Müşterisi olmak değil birlikte çalışmak." Bu da günümüzde bir x firmasının y kişisini, özür diliyorum, domaltmasına verdiği isim. "Eleman aranıyor!" değil "Bizimle çalışmak ister misiniz?" de bu gruba dahil. Sizinle çalışmıyoruz patron sizin için çalışıyoruz. Siz daha çok kazanın diye mesai yapıyoruz, ücretini almıyoruz; daha iyi bir arabanız olsun diye yol, yemek, sigortayı çok takmıyoruz. Rahat ol patron; ösym bizi, kendimize çoktan değersiz hissettirdi, yıllar oluyor.
4- "Çalıştığınız bir banka var mıydı?" sorusu aynı zamanda şu ifadeleri de barındırıyor: Ulan herkesin müşterisi olduğu bir banka var. Senin de vardır herhalde eşek herif. Kaç yaşına gelmişsin yok mu kredi kartın (borcun) hiç? Bak herkesin kredi kartı var!
Neyse bu konuyla ilgili müstakil bir yazı yazayım bari bir ara. (Müstakil kelimesini emlak sektöründen kurtarıp edebiyat dilime aktaran Sayın Ayşe İlker'e teşekkürler.)
Eleman sorulara devam ediyordu: Kredi kartı kullanıyor musunuz, xbank ile daha önce çalıştınız mı falan...Potansiyel müşterilikten kinetik müşteriliğe geçme ihtimali yüksek bir profile sahip olan arkadaşımız tipinin aksine sabırla soruları cevapladı. Naif bir hali vardı aslında Watsapp-boy'un ama pek de ilgili durmuyordu açıkçası...Ancak satış elemanı inanıyordu yaptığı işe ve kartın avantajlarını anlatmaya başladı. Potansiyel müşteri olan arkadaşımız kibarlığından ötürü kartçı arkadaşı hiç bölmeden dinledi. Yanındaki kesikçi eleman ise hem etrafı kesti hem de kartçı ile olan sohbete dönem dönem katıldı. Yavaş yavaş satış elemanı hızını arttırdı ve kapitalizme has bu ilişkilerini sonraki aşamaya, kişisel bilgileri isteme aşamasına taşımaya niyetlendi. Naif müşterimiz ismini, soy ismini, ne iş yaptığını ki bunu daha önce de kart satıcısı girizgah sohbeti için sorduğunda söylemişti, memleketini falan tek tek söyledi. Ta ki kart satıcısı arkadaş, naif arkadaşın telefon numarasını isteyene kadar...Naif müşterimiz telefon numarasını vermek istemiyordu. "Tamam kartı almak zorunda değilsiniz ama bir sorgulayalım kredi puanınızı öğrenelim diyerek naif müşteriyi biraz daha yüreklendirmeye çalıştı. Kartçı arkadaş harcadığı 20 dakikanın boşa gitmesini istemiyordu. İnanmıştı, satacaktı kartını..."Numaranızı vermenizde bir sakınca yok ki..." dedi...Vermezseniz kredi puanınızı öğrenemeyiz, normalde kredi puanı öğrenmek ücretlidir, biliyorsunuz." Kart satıcısı arkadaş haklıydı bu konuda. Naif müşteri direniyordu, "Sürekli arayıp duruyorlar bankalardan, vermek istemiyorum numaramı!" dedi. Satış elemanı "Bizim banka sizi asla aramaz." diyerek çok net konuşmuştu. X-bank değil "Bizim banka" demişti ki bu söylem önemli bir samimiyet veriyordu, bilinçli bir ifadeydi. Naif müşteri "Ya ararlarsa, mesaj atıp dururlarsa n'apıcam ben seni nereden bulucam?!" dedi...Kart satıcısı bizim banka samimiyetini üçe katladı ve olabildiği en mutemet halde "Abi, Allah çarpsın aramıyorlar!" dedi. Naif müşteri bu içten yemine küçük bir tebessümle karşılık verdi. Kart satıcısı büyük bir umutla o tebessümden sonraki kelimeleri bekliyordu. Salvador Dali'nin ,Akışkan saatleri gibi uzuyordu tebessüm süresi. Yıllar geçmişti sanki... Ve naif müşteri "tamam ulan!" ifadesiyle tane tane telefon numarasını söyledi...Kartçı arkadaşın gözleri parladı ve numaraları tane tane alıp ipad'ine ilmik ilmik işledi. İşte bu esnada ben de bir yan masada gerçekleşen bu diyaloğa kayıtsız kalamadım ve naif müşterinin telefon numarasını kaydettim. Neden böyle bir şey yaptım, inanın fikrim yok. Ama içimden piçlik akıyordu, bir yere varacaktı. Ben numarayı kaydederken kartçı arkadaş en zor aşamayı da geçmiş kredi puanı sorgulamasını tamamlamış ve naif müşterinin puanının çok yüksek olduğunu, kızınız olacak sayın naif müşterim der gibi ona bildirmişti. Artık, sadece tek bir aşama kalmıştı... Naif müşterinin kızını kabul etmesi yani "E peki başvur bakalım kredi kartına." demesiydi...Ancak naif müşteri bir türlü konuşmuyordu. Bu ilişki kart satıcısını çok yormuştu. en başından beri emek harcayan kişi oydu ve son kozlarını oynamaya karar verdi. Kartın aidatının olmadığını, faizsiz olduğunu tekrar hatırlattı. Lakin hala onay vermiyordu naif müşteri...En son çare satış elemanı öğrenci olduğunu, kart satarak geçindiğini, zor durumda olduğunu falan söyledi ki naif müşteri insaflı bir müşteriye dönsün..Ancak naif müşteri ısrarlardan bunalmışa benziyordu. Aslında satış elemanlarının hem en sevdiği tipti naif müşteri tipi hem de en sevmediğiydi çünkü dinleyip dinleyip hayır deme ihtimali vardı. Bütün o çaba boşa gidebilirdi ki telefon numarasını bile almıştı..son çare olarak emrivaki bir tavırla "Beyefendi ben yollayayım kart isteğimizi siz isterseniz iptal ettirirsiniz, olmaz mı" oldu. Daha fazla dayanamadı naif müşteri ve bu muhabbetin en sert ve net cümlesini kurdu: "Arkadaşım, teşekkür ederim, ısrar etme, istemiyorum!." O baştaki arkadaşım ifadesi bütün o ilişkiyi bitirmişti işte. Bir laf daha edersen üzerim seni, demişti naiflikten sıyrılan Watsapp-boy. Kart satıcısı yıkılmıştı..çok yaklaşmıştı, saçlarına tutunmuş ancak son kata gelirken saçları kopmuştu Rapunzel'in. Hiç tırmanmamayı dilemişti..İçinden, dile düşse şaheser olacak küfürler ediyordu. Peki, dedi satış elemanı, profesyonelliğini zihninde bir an için yitirse de teşekkür ederim. İlk değildi bu "istemiyorum arkadaşım"ı duymak onun için ve asla son olmayacaktı. Kendini toparladı ve yandaki masaya, bana doğru yöneldi... Merhaba, dedi ve masama oturdu. Ben de ona "yan masadaki bütün konuşmalardan haberim var merhabası" verdim. Ondan daha hızlı olmam gerekiyordu ve merhabanın arkasına "Arkadaşım herhangi bir karta ihtiyacım yok, teşekkür ederim." dedim ,yani enerjini başka bir masada kullanmalısın. Ben hemen siktir edenlerdendim, benim gibiler içinde garip duygular besliyordu kart satıcısı. Çünkü bir aşağılama vardı bu kadar çabuk reddedilmede ama aynı zamanda boşuna uğraştırmıyordu. Değişik...
Bana da teşekkür (küfür) etti ve bir yandaki masaya konudan haberdar olmayan iki bayanın yanına ilişti ve masalarına oturdu...Bundan sonraki her an aynıydı. Ta ki onların da telefon numarasını isteyene kadar. Kızlar da vermek istemedi kartçı arkadaş bankanın asla kendilerini aramayacağını söyledi. İşte bu noktada ben devreye girdim ve çay bahçesinin kahramanlarımızın beni görmeyeceği ancak benim onları görebileceğim daha önce arazi ettiğim yere doğru hareketlendim. Neden böyle bir şey yaptım, beni iten şey neydi, çocukluğumda bir travma mı yaşamıştım bilmiyordum ama yaptım: Biraz önce kaydettiğim telefonu, yani naif müşteriyi yani Watsapp-boy'u aradım...
-İyi günler...
-İyi günler...
-Xbank'tan arıyorum...Ben Cenk. Biraz önce kredi kartı siparişi alamayan arkadaş yönlendirdi bizi...neden istemiyorsunuz kredi kartını, sizin için daha avantajlı bir kart önerebilirim?..
-Beyefendi kullanmıyorum ben kredi kartı...Bi' dakka ya, o arkadaş bana bankanın beni asla aramayacağını söyledi...
-Beyfendi, siz numaranızı verince aranmak için gönüllü oluyorsunuz. Arkadaşımız söylemedi mi size?..Yani bi nevi beni arayabilirsiniz demek oluyor. Hem bilgi vermek için...
Sözümü kapatma tuşuyla kesti...Ben hemen yerime hareketlendim ki o esnada naif müşteri de bir hışımla ayağa kalkmış ve satış elemanının yanına varmıştı bile.
Hacı bak hele bi, dedi kart satıcısına, sen bana bankanın beni aramayacağını söyledin ama hemen aradılar beni, ne iş? Kartçı eleman şaşırmıştı. Öyle bir anda geri dönmüştü ki naif müşteri, tam kızlara kartı satmak üzereydi. "Anlamadım abi." dedi.
-X-bank'tan aradılar senden sonra, niye almamış kartı diye soruyorlar.
-Olur mu canım öyle şey.
-Lan şimdi aradılar. Başka kart önerdi hatta, kapadım telefonu.
-Abi imkanı yok.
-Oğlum aradılar işte.
-Abi numaraya bakabilir miyim bi?
Ben: Hassssiktir!....
Bu esnada naif müşteri hiç dikkat etmediği bir bilgiye ulaşacağını anladı. Kendi kendine "Doğru lan numara düz insan numarası!" dedi. Ama gene de şüpheli idi durum. Telefonunu çıkardı ve kartçı elemanla birlikte son arayan numaraya baktılar.
-Abi arasana şu numarayı, dedi.
Ancak aradıklarında telefon çoktan kapanmıştı. yani ben çoktan kapamıştım telefonumu desek daha doğru... Ancak kartçı eleman bir puştluk olduğunu sezmişti. "Abi versene bana o numarayı, watsapp'tan bakacağım kimmiş diye, dedi" İşte o anda bütün o eğlencem son bulacaktı. Çünkü watsapp profil fotoğrafım tamamen bendim. Yani öyle belli olmayacak halde değildi. Net bir yüz. Vesikalık. Watsapp fotoğrafımı neden vesikalık fotoğrafım yapmıştım ki acaba..Facebook'a 2018'de üye olan enişteme mi özenmiştim. Fotoğrafa bakıp etrafa şöyle bir baksalar ikinci kez bakma ihtiyacı duymayacakları kadar bendim o fotoğraf. Zaten sabahtan bu yana o iki tiki concon'la mecburen kesişiyordum. Eleman akşam gözlerini kapatıp bugün kestiği kızları düşünse benim yüzüm göz kapaklarında daha net çıkacak, o derece hakimler tipime. Yani anında olay anlaşılacak.
Hemen bir şey bulmalıydım. Ya kalkıp hesabı bile ödemeden uzaklaşmalıydım ya da kartçı eleman ve naif müşterinin yani watsapp-boy'un birlikte "daşşak mı geçiyon lan sen bizle" diyerek üstüme saldırmalarını beklemeliydim. Ya da....
-Arkadaşım bakar mısın? Kart satan arkadaşım?
-Efendim beyfendi.
-Ya ben düşündüm de bu kart nasıl bir şey, bahseder misin biraz? Başvuru yapalım olmadı?
İşte bu ifadeler hayatımı kurtardı belki de...Kart satıcısı için "başvuru yapalım" cümlesi değil bir telefon numarasını tespit etmek bir cinayeti çözüyor olsa vazgeçirecek bir cümledir. Her şeyi bir kenara bıraktı kart satıcısı ve Watsapp-boy'a "Abi neyse siktir et sen bunu, ben silerim numaranı sistemden" diyip yanııma oturdu. İşte o oturuşun sonunda ilk kredi kartım doğdu.
Velhasıl o düşünür haklıymış...
Her doğum sancılıdır ama öncesinde elbette zevk alınmıştır.
Bu da böyle bir hikayemdir.
Teşekkürler.
Kıps.
https://eksisozluk.com/yersen-kirsen--4452543?nr=true&rf=yersen%20kirschen
anlamaya çalışıyorum bakışı :

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder