20 Eylül 2011 Salı

gülüş..

Anahtarım olduğu halde zile bastım. Elimde ucu kemirilmiş sıcak ekmek... Darmstadt fırından alınmış. İki adım eve, iki lokma ısırılmış. Kapıyı açtın, hep o ilk gülüşün. Hiç eskimemiş. Lokmalar oturdu mideme gene.. Kramp başladı, hafif yanma... o ilk gülüşündeki gibi. Kapıyı sen acıcaktın biliyordum yıllar öncesinden. Dünkü gibi, evelki günkü gibi, geçen yıllar gibi. Ekmeği uzattım sana, "Tutar mısın hayatım" dedim. Çünkü diğer elimde bir poşet dolusu abur-cubur vardı, arkamda saklıyordum. Görünce öptün beni, güldün gene.Bütün dertleri yok eden bir gülüş... Efsunlu...
not : 20.09.2011 taihinde yazmışım. Fırın değişik sadece..Darmstadt değil Setbaşı Fırını...=)




Okulun İlk Günü: 19 Eylül 2011 Pazartesi-Sınıfların halleri

Bugünün tarihi 19 Eylül 2011. Yeni eğitim döneminin ilk günü.
İnanır mısınız, gece bir kaç saat heyecandan uyuyamadım, öğrencilerime kavuşacağım diye. Her ne kadar kalıplaşmış bir öğretmen cümlesi olsa da "kavuşmak" dışında daha güzel bir kelime yok anlatabilmek için duyguları. 

Okulun ilk günü 9'ların halleri: Kız ve Erkek karışık

-(Üzgünüm gençler ama)
Okul Müdürü tarafından yapılan ilk gün nutkunu hiç konuşmadan dinleyen tek topluluk 9'lardır. Melül melül bakarlar etraflarına. Ardından  öbek öbek olmaya başlarlar ve gezinirler. Özellikle kızları okul etrafında turlamaya başamışlardır artık. Kimse çözemedi bu güne kadar neden kolkola ve hızlı hızlı okulun bahçesinde gezindiklerini ve hiçbir güç onları durduramadı bugüne dek o yüzden ben de o konuya hiç kafa yormucam.
Sıklıkla 9'ların çoğu kantini arar  ya da  sınıfta otururlar. Durumu ve ortamı algılama sessizliğidir onların ki. Üst sınıfları ve hocaları çözdükleri an, baş edilmesi zor yaratıklara dönüşürler. Büyük bebeklerdir onlar.
-Hocam Ali saçımı çekti..-Ama o da bana salak dedi gibi sıkıntılar kısmen daha devam eder.
Ortaokul triplerinden kurtulmaları dileklerimle. Bu arada  Abilerinin ablalarının kısmi dalga geçmelerine maruz kalırlar. (Ben de zaman zaman dalga geçiyorum, üzgünüm gençler..) Büyüyün artık..


Okulun ilk günü 10'ların halleri: Erkekler...

-Artık Çöm değildirler . Okulun birer mensubu olmuşlardır ve kısmen de olsa eski karizmalarına kavuşmuşlardır. Aslında geçen yılla bu yıl arasında pek farkları yoktur ama bi havalanırlar sebepsiz yere. Sanki okulu onlar inşa etmiş sanırsınız ama halen bi' tereddütleri vardır. Belli ederler.. Bahçede gezinmezler artık. En azından erkekleri. Bir yer seçerler, genelde işlek olur o yer ve geçen yılki  arkadaş tayfaları ile oturup 9'ları taciz ederler.;Onlar için okulun ilk gününde yapılacak daha güzel bir şey yoktur. (Buarada tacizin sözle ve gözle yapılanından tabiki,  yavaş affedersin!) Çünkü çekmişlerdir geçen yıl, sıra onlardadır. Birbirini uzun zamandır görmeyen 10'lar da şöyle muhabbetlere tanıklık edebiliriz.
-Baba naptın yaaa? -İyi baba sen naptın... -İyi baba ya nolsun, geldik okula işte...
Ya da;
-Ooooooo saçları uzatmışın hacı...-Sen de sakal yapmışın..-Cimbom ne transfer yaptı yaa...
Sanki Q7  ile Simao Sabrosa  tatil dönüşünde muhabbet ediyorlar.  Yazık...
Gözle görülür bir gelişme kaydettiler kuşkusuz ama daha çok fırın ekmek yemeleri şart.

Okulun İlk Günü 10'ların halleri: Kızlar...

Artık onlar için özlem bitmiştir. Okulun bahçesine kavuşmuşlardır ve geçen yıl 1323 kez turladıkları bahçede bu yıl da törenle ilk turlarını atmışlardır. Yeni eğitim-öğretim döneminde ise çıtayı daha yüksek tutmuşlar ve 1500 sınırını geçmeyi planlamışlardır.
Yazın saçlara yapılan boyaların izleri hala kafalarındadır ve bu onları çok havalı yapar! Tatil modundan çıkmak onlar için daha zor olmuştur. Ama gene de erkeklere göre bahçe turları dışında baya oturaklı hale gelmişler, çocukluklarını üstlerinden atmışlardır. Bi nebze.. Her zamanki gibi kromozomlarının sayısı gereği  ile dedikodular yapılmaktadır. Yapcak bi'şey yok, hilkatları bu. 7 si de aynı 70 i de...

Okulun İlk Günü 11'ler: Erkekler ve Kızlar

11'ler  birbirlerini ve okulu gerçekten özleyen insanlar. 9'ların aksine Müdür Bey'in ilk gün konuşmasını pek dikkatli dinleyemezler. Nazikçe yazdım ama açıkcası pek sallamazlar, bıdı bıdı bıdı bıdı konuşup sinir ederler insanı. Ta ki fırça yiyene dek. Ama o fırça pek koymaz onlara, özlemişlerdir o fırçayı atanı da.. (o ben oluyorum) Çoğunluğu sınıflarına geçip uzun uzun sohbet ederler sonra. Arkadaş gruplarının sınırları iyice belirlenmiştir 11'de. Öyle eskisi gibi 15 kişilik kankalar halinde gezmezler.  Hem biraz daha olgunlaşmışlardır hem de 12'ler gibi sınav kaygısı yaşamamaktadırlar artık. Bu yüzden eski defterleri rafa kaldırmamışlardır henüz. Aşk acıları depreşir. Malum platonik halleri patolojik duruma bürünmeye pek müsaittir 11'lerin. Öte yandan Okul da artık iyice söz sahibi olmuşlardır. 9'lara ve 10'lara daha babacan yaklaşırlar, bazen de daha duygusal.(yapcak bi'şey gönül işte) Ama 11'ler iyidir. Adamlardır.

Okulun İlk Günü 12'ler: Erkekler ve Kızları

12'lerin halleri içler acısıdır. Çünkü %90'ı aşıktır hala. Ama aşklarını kalplerine gömmeleri gerekmektedir malesef bu yıl. Çünkü hayat memat olmaması gerekip, hayat memat meselesi haline dönüşen bir sınava gireceklerdir.Lakin çoğu (en azından benim okulumda öyle) sınav psikolojisine girmişlerdir. Gözlerinden anlaşılır. Yani illa çalışmaya başlamalarına gerek yok, sınav psikolojisi bile şimdilik yeterlidir. Ama ilk günden bana anlatım bozukluğu sorusu soran cancağızlarım için şunu söyleyebilirim ki siz benim nazarımda çoktan kazandınız bu sınavı.  tebrikler...
Velhasılı dediğimiz gibi 12'lerin halleri bir gariptir. Eski neşeleri yoktur. Çünkü girdikleri bir başka psikolojide - Ulen ne zaman geçti vakit 12 olduk, mezun olcaz (a.k.)'dır. Artık okul onlar için hatıra ormanı olmaya başlamıştır. E tabi gidiyoruz ve en büyüğüyüz okulun psikolojileri yanında kısmi davranış bozukluklarına (gereksiz ukalalık gibi) sebebiyet vermeye başlar. Ama dediğim gibi normaldir bu ve geçicidir, çok takılmamak gerekir. Yoksa özlerinde onlar da adamlardır. Pek kızmamak gerekir onlara, doğru telkinler, rahatlatıcı konuşmalarla şu zorlu yılı atlatmaları için elimizden geleni yapmamız gerekir.(Bi sıkıntı olursa gelin hemen gençler..)

Okulun İlk Günü: Ben....

Öğrencilerini çok özleyerek geçirmiştir yaz tatilini ve okulun ilk günü kavuşma günüdür sevdikleriyle..erkenden gelmiştir okula, yakmıştır bahçenin dışında sigarasını, kötü örnektir ama beklemektedir öğrencilerini. Onlar teker teker gelirler. Gördükçe mutlu olur onları. Derken zil çalar, Müdür Beyin konuşması ve ardından ders.
Hala çok şıktır Özkan hoca..Boylu poslu maşallah...
Yenilere kendini tanıtır, eskilerle özlem giderir.
Ve onların değişmediğini görmek çok hoşuna gider. Hala derse geç kalmalarını, saçlı sakallı okula gelmelerini, koridorlarda şımarmalarını, okuldan kaçmaya çalışmalarını, gereksiz sorularını, bitmeyen şikayetlerini ve hepsini çok özlemiştir.
İyi ki varsınız, adamsınız!!


                                                                                                 Ted Öğretmeniniz Özkan Çakır








12 Eylül 2011 Pazartesi

su içemeden, içim söndü.



Bizi hastalıklarla korkutmasaydınız terledikten sonra soğuk su içerdik. O suyun tadı başka olur. Hoş... Biz gene içtik ama öğrettiniz bize, acıdı boğazımız.

Boğazımız acıdı diye konuşamadık. Konuşsaydık isyanımız dile gelecekti. Boğazımız şişti konuşamadık. Düşünmedik sanmayın sadece söylemedik. Söylediklerimiz boğazımızın acıdığıydı. Artık içilen sudan çok boğazımızın şişliği önemliydi. Ama siz demiştiniz zaten, boğazımız şişecekti. Demeseydiniz keşke?.. 

Yok, kesin şişerlerdi çünkü biz büyüdük artık ve soğuk su içmiyoruz terliyken. Pek farkımız kalmamış sizden. Çünkü öğrettiniz ve boğazımız şişti. Sağolun. 

Biz de öğretiyoruz onlara “soğuk su içmeyin!”. Çünkü içerseniz eğer özgür olursunuz diyoruz. İçerseniz dünyanın en güzel acısı sizi bulur diyoruz. Keyf... Günah...içiçe... İçmek isteyenler var, ben de öyleydim, bilirim. “İç ama artık biliyorsun, acıyacak boğazın” diyorum. O içiyor, acıyor. Öğrendi o da . 

Ne mutlu bana. Birisini daha kurtardım özgür olmaktan... Birisini daha uçmaktan kurtardım, yazmaktan, konuşmaktan...

git, su iç.

11 Eylül 2011 Pazar

Yazıya Gel!

Uçak çaplı krizlerim var. Cidden uçak gibi böyle zeplin gibi. Patlayan bir beyin sonra...

Sorgulamaya başladığımdan bu yana yaşıyorum bu krizleri. Yani 13-14 yaşımdan beri. Ancak bu aralar farklı. Eskiden kendimi toparlamamı sağlayan bu krizler artık iyice dibe çekiyor beni. Ağlayınca bitmiyor. Bitmediği gibi birikiyor. Bize felsefenin bir bilim dalı olmadığı, ilerlemediği, aksine biriktiği öğretilmişti. Doğruymuş...

Nasıl mı?

Efkarlanmak aslında düşüncelenmek demek ya ama bizim insanımız hemen çözmüş olayı ve dertlenmekle eş anlamlı hale getirmiş. Yalan değil, dert de birikiyormuş belli bir zaman sonra tefekkür de. Ha felsefede soruyu sor, kenara çekil. Cevabını uydur bi tarafından.

 "Dünyanın özü nedir acaba üstadlar?" Kimi demiş su, biri demiş ateş, ötekisi demiş idea, tahta diyen var ya...Kim ne tutturursa. Ne de olsa bilen yok cevabını. Kafana göre takıl. Bilmesen cevabını seni döven yok. Ha beni de sorularımın cevaplarını beğenmeyenler  dövmüyor o ayrı ama hayat çok zorlaşıyor be üstad. Çünkü muhattabım o. Derdim hayatla. Ne demiş şair "Ey! Hayat sen şavkı sularda bir dolunaysın..." Hadi ordan!.. Ey hayat sen boklu sularda bir yuvarlak dünyasın. Güzel bir tarafın yok ki senin. Hep acı hep keder. "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..." Demiş öteki şair, müthiş demiş. Bir de üç korner bir penaltı var. Çok saçma mesela neden üç korner bir penaltı olsun.. Bir de o penaltılar da kaleci değişirse iki kere çekilir. Ya dünya sen bunları yaşatıyorsun insana. Neyse artık...Bu şekilde yaşaşayacağız bir müddet daha..

Tevekkül güzel şey. Kaybetmeyiniz.



6 Mart 2011 Pazar

Muhtelif Meslekler...Muhtelif Yorumlar...

"Mutlu kahveci yoktur." tezimizi hatırlayan vardır.Bu tezimize katılan da oldu katılmayan da..

Şimdi ise diğerleri....


"Bakkalın senden başka kimseye veresiye vermez."

"Muhtarlar ikametgah verirken hayır işi yapıyor gibi gözükmeyi sever."

"Dişçiler küfretmeyi sever."

"Çiftçiler cimridir."

"Tesisat ustası çırağına karşı, elektrikçiye göre daha acımasızdır."

"Motor ustası herzaman yerinde konuşur."

"Berberin, saçını en fazla iki kez istediğin gibi kesmiştir."

"İmamlar eğlenceli insanlardır."

"İddaa bayiileri müşterilerini sevmez."

"Tekel bayiiler ise müşterilerini sever."

"Ayakkabıcılar sakindir."

"Aşçılar gıcıktır."

"Modacılar ise bOyledir."

"Kuyumcular nedense rahat insanlardır."

"Çaycılar yorulmaz."

"Memurlar yılın ve günün 2 vakti çok çalışırlar."

"Öğretmenler şikayet etmeyi paradan daha çok severler."

"Doktorlara beyaz gerçekten çok yakışır."

"Kamyonculara da beyaz atlet gerçekten çok yakışır."

"Hemşireler terlikleriyle vardır."

"Çamaşır makinası tamircileri, tamir ücretini makinaya bakarak söylerler."

"Beyaz eşya satıcıları top sakal bırakmayı sever."

"Oto galericilerinin kebaba karşı zaafları vardır."

"Gişe memurları ve veznedarlar sıkıcıdır."

"Tiyatrocular yalancıdır."

"Güvenlikçilerin kendilerine güveni azdır." (Manisa Garanti Bankası Güvenlikçisi hariç, bi de Ufuk Abi)

"Çalgıcılar beleşi severler, bu yüzden alkoliklerdir."

"Emlakçıların telefonu müşterisi yanındayken çalarsa emlakçıların moralleri bozulur."

"İnşaat işçileri grup halinde, boyacılar ise yalnız gezerler."

"Mühendisler kot üstüne gömlek giyerler, gömleği de deri kemerli kotun içine sokarlar."

"İlaç mümessilleri güzeldir/yakışıklıdır."

"Bankacılar ise güzel giyinir."

"Kütüphaneciler anlamaz."

"Fotoğrafçılar fotoğraf çekmeyi bilmez."

Aklıma gelenler şimdilik bunlar.. Siz de eklemek isterseniz, bekleriz...

Esen kalın...

13 Şubat 2011 Pazar

bir tişörtün hikayesi

Bir ağaç vardı. Dört kollu bir ağaç... Küçük, ince yapraklı...Heybetli duruşu ve narin huyu..Kuşlar kondu bu ağaca, meyvesinden çoklardı...Tam ziyafet iken zaman, korkuttu ağacın altındaki sesler kuşları.. Kuşlar uçmaya başladı.. Omzumun üstünden geçti birkaçı, birkaçı sırtıma erdi...Birkaçı ağacın üstünde askıda kaldı, ağacın altını izliyorlardı. Zebrayı kovalayan bir leopar...
İnce bir hırlama ile patladı ayakları leoparın..Hırlama sesinden önce kendisi vardı zebranın yanına.. Ancak zebra kolay lokma değildi, koştu ölüm korkusuyla o da. Kendisinin süvarisi bir Zebra...
File doğru bir kovalamaca oldu... Fil sessizliği bozan ayak seslerine kızdı..Etrafında koşan etçile ve kaçan ete kızgın kızgın bakıyordu..Aslında kızgın bakamıyordu o küçük gözleriyle, o öyle sanıyordu.
Ancak hortumunu kaldırdı ve sessizliğin nasıl bozulacağını gösterdi leopara ve zebraya. İkisi de ayrı yönlere koşmaya başladı..Sûr gibi korkuttu onları..Hatta ağacın üstünde süzülen kuşları..Ancak zürafa hiç oralı değildi.. Kuşlara bakıyordu o...Sevmişti kuşları, gitmesinlerdi..Beraber yiyeceklerdi meyveleri..Gene yalnız kaldı yükseklerde...


Artık giyemeyeceğim sizi..Ama unutmayacağım..

6 Ocak 2011 Perşembe

FİGHT CLUB'ın EKSİK REPLİKLERİ

-Ben, sadece bu evrende bir yansımayım.Milyarlarcasından birisi.. (t.n.)

-Ben Jack'in alnından vurulmuş kafatasıyım(t.n)

-Vücudumuzdaki yara izleri geçmişin değil; öleceğimizin göstergesidir..Ve ölüm bizi bulmadan ona güzel gözükmeyeceğiz.(t.d)

-Yok olmak diye bir şey yok...Belki parçalanabiliriz, evet! Ancak yok olmak yok! Çünkü biz sadece etiz.(t.d)

-Evet sigara içiyorum!.. Ve evet biliyorum, beni öldürüyor!(m.s.)

-Uyumak aslında ölmektir ve ben uyumazsam gerçekten öleceğim(t.n)

-Her sabah uyandığında aynaya bak, belki değişmişsindir.(t.d)

-Kaos bütün manaları içine alır. Güzellik, acı, yaşam, para, nefes...ve hepsi kaosta manasızlaşır.(t.d)

-Sigaram yanıyor olmasaydı bir tane daha yakardım. Ve suratının ortasında bir iz de ben bırakırdım. Ama bu sigarayla olmaz.(m.s)

-Ben Jack'in ishal olmuş beyniyim.(t.n)

-Mutluluğun tarifini yapanların ne renk iç çamaşırları giydiklerini merak ediyorum.(t.d)

-Eğer bademciklerimi aldırmasaydım bu dünya daha güzel olabilrdi. (t.n)

-Televizyonunun kumandasındaki silik tuşlar basit hayatından birer karedir.(t.d)

-Solucanları ikiye bölmek onları öldürdüğümüz anlamına gelmez.(t.d)


-Yakın bir gelecekte herkes istediği şeyi düşünebilecek ve yok edebilecek.(t.d)

-Saklambaç oyununun en güzel anı saklanacağın yeri düşündüğün andır. Çünkü o yer kusursuz gözükür. Ancak o yerde ya sen çok durmazsın ya da yakalanırsın.(t.d)

-Ağladığın zamanları düşün ve cevap ver "Hepsine de değmedi mi?"(t.n)

-Çağımızın uyuşturucusu tüketme arzusudur. (t.d)

-Bu dünyanın gerçek olmadığını bildiğin halde ölmekten korkuyorsun. Aslında korktuğun ölüm değil, bu dünyanın gerçek olma ihtimali. (t.d)

-Bilmediklerinden korkmana gerek yok. Bildiklerin ise seni her zaman korumayacak.(t.d)

-İnsanlar hasta olduklarında ve yaşlandıklarında yapamadıklarını sorgularlar.(t.n)

-Bütün sosyal yönergeleri boşver çünkü insan yalnızlıktan başka birşey değildir.(t.d)

-Ait olduğun yer kendi içinden başka bir yer olmayacak. (t.d)






eksik görmek değil kastımız aslında, etkinin aksi..
büyüksün david fincher..